
İstanbul Aşığı, Burcu Adal Köse İle Gül Kokulu, Rengarenk Bir Röportaj!
Merhaba Kadınım dergisinden ben Aslı, BURCU ADAL KÖSE ile sizler için sohbet ettik. Soru sormak yerine Sevgili BURCU ADAL KÖSE anlattı. Bende yazdım… Gerçekten çok ilginç bir sohbet oldu bazen güldük, bazen hüzünlendik. Yine aynısı oldu; Uzaktan tanıdığımız bir çok insan konuştukça tanıdıkça aslında bambaşka biri olarak çıkıyor karşımıza hikayeler çok benzese de birbirine, sonuçları ve kişiye bıraktıkları hep farklı.
Geçmişten günümüze BURCU ADAL KÖSE kim? Diye başlayalım derim; Burcu Adal Köse, İzmir doğumlu, İstanbul aşığı bir kadın. 1977 doğumlu ancak kendisini zaman zaman çok çok genç hisseden birisi. Zaten de genç gösteriyorum. Şükürler olsun. (Gülüyor) Bazen aşırı derecede olgun. Bazen de çok çocuksu. Ruh hali çok eğlenceli bir kadın. Üniversite de gıda bölümünü okudum. Bu tercihi de sadece, okumuş olmak için okumuş birisiyim. Hâlbuki ilgim ve alakam olmayan bir bölümdü. Gıda ile olan ilişkim salt yemek yemeyi seviyor oluşum herhalde. Boğazına düşkün ama çok seçerek yer, bu kadın. Asla fast food yemez. Alkol kullanmaz sigara içmez. Zamanında ziyadesiyle zararlı alışkanlığı olan ve sonra büyük bir kararlılıkla tüm bunları bırakan, örnek bir kadın. Helal olsun tek başına başarmış tüm bunları. Kendisini seven insan, kendisine zarar verecek alışkanlıklarda bulunmaz. Kendimi tebrik ediyorum vallahi. Kafam güzel benim, ekstra içki içmeye ihtiyacım yok eğlenceli olmak için. Suyla kafa bulurum diyorum, inanmıyorlar.(Çok gülüyor…)
Üniversite bitince, tabi ki alanımda çalışmadım. Tüm gün fabrikada çalışmak hiç bana uygun değildi zaten.
Satış sektörüne girdim. Spor salonunda satış müdürlüğü yaptım. Güzel evlere merakımdan ve taşınmayı çok seven bir yapımdan dolayı da dermişim emlak sektörüne de geçiş yaptım. Ben satış yapmayı çok iyi beceririm. İkna kabiliyetim çok çok yüksek. Siyaha beyaz dedirtirim. İletişimim de güçlü. Amma övdüm değil mi kendimi diyeceğim ama gerçekler bunlar. Maşallah nazar değmesin diyelim. Hımm bu arada dua okur Esmâ-i Hüsnâ yıda zikrederim. İnançlı biriyim. Bilirim Allah’ın 99 esmasını . Uzun okumalar sırasında insan bilinçaltına da ulaşıyor. Meleklerle ve yüce yaradanla bir oluyor insan. Ruhu arınıyor. Kendisini şifaya açıyor.
Nerde kalmıştık hımm evet satış sektörü diyordum. Yok, yok uzun sürmedi bu satış müdürlüğü işleri.
Çünkü burcunun gönlünde yatan aslan aslında modellik ve oyunculuktu. Neşe Erberk ajansta modellik yaptım bir süre. Yaa insan bu kadar mı her şeye meraklı olur. Öyleyim. Her iş koluna saldırıyorum valla.
Evettt bir yarışmaya katılmamı istediler ben de katıldım sonrasında. Show tv de yemekteyiz yarışması. Çok tutan bir iş. Bayağı sükse yaptı. İlk kamera önü deneyimim oldu. Çok eğlendim çok keyif almıştım. Ama yarışmada en sonuncu olmuştum. Yemek seçimlerim güzeldi ama yemeklerimi hızlı yetiştirememiştim.
Bu güzel deneyimden sonra oyunculuk alanında eğitim almaya karar verdim. Tabi bu arada İstanbul’a taşınma kararı da aldım. Aldım bavulumu çıktım gittim İstanbul’a. Hatta bir de üstüne. İstanbul’da aşık bile oldum neyse bunun detaylarını bir roman yazacağım orda dile getireceğim.
Nişantaşı’nda pana sinema akademi ye yazıldım. Uzun süreli bir kamera önü oyunculuk eğitimi aldım. Stanislavski sistemi denilen bir oyunculuk tekniği.
Sertifikamı aldıktan sonra düşündüm dedim hemen nasıl bir yerlerde oynayacağım.
Haydiii başla cast ajanslarına fotoğraf ve cv yollamaya. Ha bire audition filan. Tanıtımlar. O kadar çok talep var ki bu işlere. Meraklısı çok. Çocuklarını ünlü yapmak isteyen bir dolu aile ile tanıştım. Sanki ünlü olmak çok kolay. Herkese ünlü olmak nasip olmuyor. Ben de ünlü değilim. Sadece televizyonda güzel bir iş gelmişti. Oynama şansı elde ettim. Emlak sektörünü de bırakmışım yüzüyorum evimin havuzunda. O zamanlar bira da içiyorum. Gay bir arkadaşım var hala çok severim onu. Onunla sohbet ediyoruz.
Hava güneşli. Sıcacık. Eğleniyor ve gülüyoruz. Telefonum çaldı. Bir yapım şirketinden aradığını söyledi. Dedim benim başvuru yaptığım bir yer değil. Sonra anladım ki Facebook tan görmüşler oyuncu olduğumu ve telefonum da yazılı tabi orda direkt aradılar. Şimdi telefon numarası paylaşmıyorum. Güvenipte direkt telefon numarası yazılacak günlerde değiliz. Şu an güvendiğim, inandığım insanlarda telefon numaram mevcut.
Arayan cast direktörü hala arkadaşım. Severim onu. Bir yöre dizisi olduğu ve doğu şivesi yapıp yapamayacağımı sordu. Dedim yaparım. Her şiveyi yaparım ben. Görüşme yeri bir uçtan bir uca maşallah. Ben Beylikdüzündeyim . Görüşme yeri Sancaktepe vay vay vay.
Çok üşendim. Arkadaşıma sordum dedim böyle bir dizi işi diyorlar iyi bir şey mi değil mi nedir? Çok ta bilmiyorum daha bu işleri. Değer mi ki gittiğime dedim. Arkadaşım da git ya sen deli misin belki iyi olur dedi.
Ertesi gün görüşmeye gittim. Behiye karakteri ezber istediler. Behiye güçlü bir karakterdi.
Ancak ağlak Gülsüm karakteri bana geldi sonrasında.
Ve anladım ki biz ne kadar iç dünyamızda kuvvetlenirsek gelen rollerde ona göre oluyor. O yıllarda çok daha hassas narin ve duygusaldım acı bir bilince sahipmişim ki bu kadar ağlayan bir karakter geldi. Dizi de Gülsüm karakteri hem fakir hem de güçlü olmayan bir karakterdi.
Ama olsun rol roldür. Ve her oyuncu her rolü oynayabilmeli.
Üç beş kere Beylikdüzü Sancaktepe gittim sabırla görüşmeye.
Süper sonunda rolü almıştım. Samanyolu TV de olsa. Kanal kanaldı. Bizim siyasetle işimiz olmaz. Sonra siyasi sebeplerden kanal kapandı neyse o ayrı mevzu…
Severek sete gittim. İlk oyunculuk deneyimimdi. Zorlandığımda oldu çok keyifle oynadığım anlarda…
Tabi oyunculuğa başlamak sete yakın olmak için Burcu hop kalkar Samandıra’ya taşınır. Havuzlu bir site bulur ve hem yüzer hem oynar. Güzel günlerdi.
Set bittikten sonra, alkolü tamamen hayatımdan çıkarmaya karar verdim. Adsız alkolikler diye bir dernek var. Gazeteci bir arkadaşımı aradım ve onunla birlikte toplantıya gittim. Bir bağımlılığı bırakmak çok kolay değildi. Aslında her gün içmezdim ama içince sağlam içerdim işte bu Dipsomani idi. Midemiz bizim ikinci beynimiz. Alkol çok tüketirsen hem beynin hem de ruhun bundan olumsuz etkilenir.
Adsız alkoliklerin kitapları çok kalitedir. Altlarını çize çize, her şeyle yüzleşerek 6 Ekim 2014 de tamamen alkolü yaşamımdan çıkardım.
Benim için yeni bir dönem başlamıştı. Tamamen ruhsal bir süreç
Duygularınızı bastırmadan kendi iç dünyanızla yüzleşmeye başladığınız zaman tüm maskeler iner işte.
Burcu iyi bir öğrencidir. Yaşam bir okuldu ve ben öğreniyordum. Şarap içerken Ya Kuddus Celle Celalühü zikrini zikrederdim. Ve zikirler benim içkiyi bırakmamı sağlamıştı belki de. Meleklerin yoluyla diyelim.
Çok kişisel gelişim kitabı ve psikoloji kitapları hatta parapsikoloji kitapları okuyordum.
Bu konuda eğitimler almaya başladım. En önemli eğitim farkındalıktı. Farkındalığın yolu ise gerçekten anda olmayı başarabilmekti
Anda kalmayı başarırsanız eğer her şeyi başarırsınız çünkü her şey anda gerçekleşiyor. Hem nefes farkındalığı hem de şimdinin gücünde düşünceleri fark edip olumsuz ve yanlış inançları dönüştürdüğünüzde muazzam bir zihin berraklığı edinme şansınız var.
Ve tabi ki spiritüel koçluk yapmaya başlar Burcu Adal Köse
Bir dönem bağımlılara yardımcı oldum. Şimdi ilişki koçluğu ve yaşam danışmanlığı olarak devam ediyorum.
Bir kitap yazdım 2016 da “Aynadaki Ben” isminde. Kitabımı internet kitabevlerinden bulabilirsiniz. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Hayata bakış açımdan, geleceğe yönelik yapmak istediklerimi ele alırsak; hedeflerimiz ve ideallerimiz bizi ayakta tutar. Bizi biz yapan insanı insan yapan yaşam amaçlarıdır. Yazmayı bir kere ben çok seviyorum. İyi bir roman yazmak var kafamda. Karakter renkli bir karakter kafamdaki. Henüz başlamadım yazmaya. Yazılarımın içeriği genelde kişisel gelişim niteliğindedir. Basılmayı bekleyen kitaplar. En güzel haliyle en doğru yayınevlerinden kitaplarımı bastırmamı Allah nasip ediyor diyelim. Kün fe yekün oldu diyor ve yaşamın manifestosu yaşanıyor… Kısaca bahsetmek gerekirse; Hayat manifestosu; bir bireyin değerlerini, inançlarını ve yaşam amacını açıkça ifade ettiği bir bildiridir. Bu bildiri, hayatın anlamını keşfetmek, kişiye özgü doğru bir yol haritası oluşturmak ve kendi değerlerimize sadık kaldığımız bir yaşam sürmemiz adına büyük bir öneme sahiptir.
Yazarlık kısmı böyle. Yani yazmaya ve araştırmaya devam.
Gelelim oyunculukla ilgili hedeflere. Kaliteli, yaşam dersleri olan sinema filmlerinde yer almak bir de biraz gülüp eğlenmek adına iyi bir sitcom da oynamak isterim. Şimdilerde çok güldüren işler yapılmıyor.
Bir dönem sunuculukta yaptım yerel bir kanalda. Yine sağlık içerikli faydalı bir televizyon programı yapmak isteyebilirim.
Doğal bir yaşantım var. Meditasyon ve kundalini yoga yaparım. Kundalini Yoga dan da kısaca bahsetmek istiyorum; Kundalini yoganın amacı, omurganın tabanında bulunan kundalini enerjisini uyandırmaktır. Kundalini yoganın bu enerjiyi uyandırırken farkındalığınızı artırması ve egonuzu geçmenize yardımcı olması gerekir. Bazen uygulamaya “farkındalığın yogası” da denir.
Bu konularda içerikler paylaşmak ve de doğal beslenmeye yönelik. Bir hedefim daha var. Ben konuşurken notlar alınıp konuşmalarımın kitaba çevrilmesi. Ki bu harika olur. Oslo’nun kitapları böyle düzenlenmiş diye duymuştum. Gayet güzel bir fikir
Aşk evliliği yapmak lazım yoksa beklentiler karşılanmaz. Aşk ve sevgi dolu ilişkileri rabbim hepimize nasip etsin. Yoksa yavan olur sığ olur.
BURCU ADAL KÖSE Mesleğim gereği (FARKINDALIK KOÇU, YAZAR, OYUNCU) başarılı bir BURCU ADAL KÖSE takip ediyorsunuz… Türkiye ve Avrupa’da mesleğim hakkında ki düşüncelerimden bahsetmek isterim.
Evet, evet başarılı buluyorum kendimi. Zor günlerini tek başına atlatan insanlar başarılıdır. Gücünü kendinden alır. Kimse kimsenin içinde ne yaşadığını bilmez nelerle mücadele ettiğini bilmez. Hep sonuca bakarlar. Bu yüzden kimsenin ne düşündüğüyle ilgilenmeyin. Önünüze bakın ve yaşama geçirmek istediklerinize.
Türkiye’de de dünyada da oyunculuk işleri bence aynı. Farklı sıra dışı ve gerçekten iyi bir oyuncu isen ve şansın yaver gidip çok iyi bir kanalda kendini gösterirsen ünlü olabilirsin. Doğru bir çevreyle olabilir. Yazarlık yurtdışında nasıl bilmiyorum herkes yazıyor önemli olan halkın nabzını tutabilmek.
Yabancı bir kaç ruhsal eğitmenle instagram’dan takipleşiyoruz. Her yerde işini iyi yapan kazanır diyorum.
Gelecekte bir seçim yapmam gerekirse bir tercihim var mı? Diye sorarım kendime Türkiye mi? Avrupa mı?
Ben Türkiye’yi çok seviyorum. Yıllar önce aldığım bir evlilik teklifi vardı. Yurtdışında yaşayalım dedi bana. Yok yaa ben Türkiye’nin iklimine coğrafyasına bayılıyorum. Sadece cehalet sıkıntı yaratıyor bence. Yoksa Türkiye cennet vatan. Nerede var? Böyle güzel denizler. Hele benim gibi yüzme aşığı olan bir kadın için… (Gülüyor)
Sosyal Medyadan takip edildiği kadarı ile birçok sosyal sorumluluk projelere de sahiplenmek istediğim var. Bazı projeler hariç Ülkemizi, sahipleneceğim sosyal sorumluluk projelerinde birçok eksik nokta görüyorum.
Benim sosyal sorumluluk projem bağımlılık üzerinedir. Birçok insanın bağımlı olduğunu görüyoruz. Alkol ve sigara hatta uyuşturucu sorununa çözüm var. Dilerim ki herkesin bağımlılıklarından kurtulmuş olsun. Zihin berraklığı ve beyni hatta bedeni rahatlatmanın bin tane yolu var . Bırakın kendinizi uyuşturmayı. Her ne yapıyorsan farkındalıkla yap diyorum. Bu tarz reklam filmlerinde yer alabilirim. Sıkıcı Yeşilay sloganları gibi değil de bağımlı olma, mutlu ol gibi…
Geçmişte yaşanan Pandemi ve son yaşanan deprem felaketi sürecini de anlatmak istiyorum. Bu süreç geleceğe bakış açımdan, projelerime de etken bir durum yarattı.
Pandemi mi? Yoksa Plan demi mi? demekten kendimi alamıyorum.
Bence planlı bir süreç yaşadık. Nüfus azaltmaya yönelik uygulamalar. Küresel sistemin, büyük güçlerin oyunlarına tanık olduk. Aşılarla insanlar zehirlendi şimdi de yetmedi bunu havadan kimyasal püskürtmelerle yapıyorlar. Belki inanmıyorsun ama ben eminim. Paris iklim antlaşmasına imza atmak büyük bir hataydı.
Yapay depremler yapılabiliyor. Fay hattına müdahale etmek mümkün artık.
Bu teknoloji var. Bu bir enerjidir. Artık savaşlar topla tüfekle tank ile değil Nikola Tesla’nın dediği gibi enerji ve frekansları kullanarak yapmak mümkün.
Daha güçlü çok daha güçlü yapılar yapmak zorundayız. Türkiye çok büyük depremleri kaldırabilsin.
Sıkıcı bir konudan keyifli bir konuya geçelim. (Gülüyor) Genelde giyim tercihim renk ve tarz olarak nedir? Ayrıca makyaj tercihlerim neler? Hangi renkleri tercih ediyorum Neden? Dersem; spor giyiniyorum. İnsan genç gözüküyor o vakit. Cekette çok severim. Mini etekte. Yerine göre değişir. Beyaz renk aşığıyım, pırıl pırıl tertemiz yumuşak naif meleksi buluyorum.
Severim beyazı ben. Beyaz tüm renkleri içinde barındırıyormuş üstelik.
Makyaj yapmam desem yeridir. Rimel olmazsa olmaz. Gözlerim güzel rimelle daha da güzel. Bir maşallahını alırım. (Çok gülüyor) Maşallah.
Fondöten kullanmam günlük yaşamımda hatta hiç kullanmıyorum. Dizide sette iken parlama olmasın diye kullanırlardı.
Güzel ve güçlü ve de hırslı bir kadın mıyım diye soruyorum kendime güzelim ve güçlüyüm her yaşta fırsatları yaşamıma çekebilirim, çekiyorum. Dedim ya yaşamın manifestosunu yaşıyorum.
Hırs iyi değil hırs insana çok hata yaptırıyor ve yaptırtır. Netlik ve emin olma halinde olmalı insan Adım adım hedefe ulaşmalı… Acele edince olmuyor o işler öyle sakinlik ve kararlılıkla emin adımlarla ilerlemeyi tavsiye ediyorum.
Çevremde fit bir duruş ile altın oran bir bakış sergilediğimi söylerler. Bunu çok kez duydum. Beğeniyorum kendimi. Allah güzel yaratmış. Şükürler olsun. Güzellik önemli. Çok faydasını gördüm mü güzelliğimin bilmiyorum. Allah çirkin talihi versin derler ya. (Gülüyor)
Güzellik güçtür derler ama bir yere kadar. Kafan çalışmıyorsa ne işe yarar boş güzellik.
Uyguladığım bir diyet var mı? Aslında yok diyet yapmadan kilo kontrolü sağlamak mümkün bence. Acıkmadan yemek yemek kilo aldırır. Uykunu almazsan düzenli kilo alırsın. Fast food beslenirsen kilo alırsın. Stresliysen yine kilo alabilirsin.
Çok çiğne mesela yemeğindeki lokmayı, tadının farkında olarak yemelisin yediğini çok yürüyüş yaparsan yakarsın. Egzersizlerin faydası çok. Hareket ettir vücudunu insan vücudu hareket etmeye programlıdır. Sonuç; Çok fit değilsem de esnek bir vücudum var.
Biraz daha sıkılaşmaya ihtiyaç var bunu biliyorum. Üstelik yaz geliyor…
Gelelim İçimdeki çocuğa; Çocuk ruhlu olmak beni yaşama bağlar. Yaşamı eğlenceli hale getiremezseniz eğer olmaz. Her neşe içerden gelir. Dışarda arama mutluluğu diyorum. Arabada ya da evde aç müziğin sesini dans et.
Denizde misin suda dalgalarla coş oyna. Biz çok dans ederiz suda kardeşimle. Herkes bize bakar güler.
Çocuklar yanımıza gelir. Yağmurda ıslan ne olacak eve gelir yıkanırsın kurulanırsın. Sadece üşütme. Toprağa bas çıplak ayakla hem detoks hem keyifli.
Bir şeyin orijinaline sahip olmak yaşamımda dikkat ettiklerimden, Örneğin Rolex saat olmak ne harika. Hem pahalı bir saatsin hem özel. Herkes seni koluna takamıyor, özelsin.
Hayatın basit zevkleri arasından asla vazgeçemeyeceklerim; meditasyon ve kundalini yoga, harika rahatlama teknikleriyle kaliteli ve keyifli yaşam.
Yürümek insanı dengeliyor. Yürüyün arkadaşlar bol bol yürüyün. Yüzün ve yazı yazın. Benim detokslarım işte bunlar.
Sarılın sevdiklerinize fantezileriniz olsun. Güzel şeyler hayal edin ve hep gülümseyin
Bir tekne görüyorum yazlığımızda adı burcu. Diyorum ne güzel bir isim koymuş teknesine. Denizde kokan güzel koku. Burcu güzel kokan demek. Burcu burcu kokuyor bu deniz. Yoksa bu deniz benim denizim mi? (Gülüyor)
Bir tekne alıyorum adını Burcu Ada koyuyorum. Adalara yol alıyorum.
Denizin kokusunu içime çekiyorum. Burcu burcu kokmaya başlıyor deniz. Şair tarafım da açığa çıktı valla.
Hayatım boyunca yaşadığım birçok en heyecan verici tecrübelerim oldu…
Yaşam demek heyecan demek değil mi? Sabah uyanıyorsun yeni bir gün yeni heyecanlara gebe oluyor. İyi heyecanlarda var kötü heyecanlı anlarda. Ben her ikisini de ziyadesiyle yaşadım.
İlk set günüm heyecanlı idi. Kötüleri anlatmak istemedim… (Hüzünlendi)
Ancak şunu belirteyim ben çok heyecanlı şeyler yaşadım bu kesin.
Düşünsene sadece rahatlamak için bir saatin var. Ne yapardım? Diye soruyorum kendime
Ilık bir suyun içinde bir saat yüzerdim. Tuzlu deniz suyu yada havuzda. Tüm dertleri bırak suya arın gitsin rahatla. Su şifadır. Su kuşuyum ben su kuşu…
Kendimi çoğu zaman bir saatçi dükkanının önünde düşünüyorum. Oradaki saatlerin hepsi belli bir saatte durmuş olmasını istesem saatler kaç ta durmalıydı? Benim için yedi rakamı çok özeldir. Yedi rakamının frekansı başkadır. Hepsi saat 7 de dursun diyorum.
Niye çünkü bu saatçi işi biliyor. 777 mucizeleri çağırıyor yaşamına Yedi frekansıyla her isteğine kavuşuyor. 777 mucizeler benimle… Yaşamın manifestosunu yaşıyorum.
Şimdi bir oyun oynayalım diyorum Oyunun ismi ; “Olsam, Olsam Ne olsam?”
İstanbul da bir semt olsam, bebek olurdum. Hem elit hem güzel hem de gezmeye değer. Eee boğaza da yakın. Deniz aşkı olan insana da Bebek te olmak yakışır. Bebek gibi kızım dermişim. (Çok gülüyor)
Olsam, olsam ne olsam? Ben bir gül olurum. Biliyor musun neden? Hep güzel günler için vesile bir hediyeyim. En pahalı hediyelerle birlikte hediye edilenim. Güzel kokuyorum.
Her renk bana yakışıyor. Pembem ayrı güzel kırmızım ayrı (ojelerim gibi…)
Yağımı vücutlarına göbek deliklerine sürüyor insanlar şifa için. Her Mayıs2ta açıyorum.
Bahara, bahar ve neşe katıyorum
Ben ne güzelim böyle
Ben iyi ki bir gülüm
Ben pembe bir gülüm
Aşkı seven gönüllere ilham olan.
Yaradana şükürler olsun…
Bir yemek olsaydım, et haşlama olurdum. Hem sağlıklı hem de lezzetli. Birkaç faydayı birden barındırıyorsa zaten daha güzel değil mi? Protein değeri yüksek şeyleri severim. Nerede sağlıklı şey varsa Burcu orada…
Bir renk olsam beyaz beyaz beyaz olurdum. Ak ve temiz ve de pırıl pırıl zaten hep beyaz giyerim ben. Örneğin gelinlik beyaz, zambak beyaz, bulut beyaz… Tüm beyazlar güzel.
Kışında giyersin beyaz rengi yazın da giyersin. Kombini kolay. Hep beyaz her daim beyaz…
Bir hayvan olsaydım kesin kedi olurdum. Spiritüel güçleri var. Hatta derler ki kedilerin adamları var, sakın kedilere kötü davranmayın. Zaten hiçbir hayvana kötü davranılmaz da. Kediler bir tık daha özel hayvanlar benim için. Kedilere dileklerinizi söyleyin. Gerçekleşsin, Hadi bakalım.
Bir müzik makamı olsam sanat müziği olurdum. nihavent makamında hem duygusal hem neşeli. Bazen coşkun bazen durgun bazen dingin…
Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç?
Çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç?
14 yaşında ilk aldığım albüm Samime Sanay. Duygusallık diz boyu değil mi?
Bir slogan olsam; Burcu yaparsa her şeyin en iyisini, en güzelini yapar.
Bir simülasyonda yaşıyoruz. Her anımız çok kıymetli. Her anın tadını çıkartmalıyız. Üzüldüğümüz her an kayıptır.
İnsan yaş aldıkça anlıyor kendi kıymetini. Tüm dostlara tavsiyem çok sevin kendinizi. Öyle çok sevin ki dertler size gelemesin. Kendisine acıyan ve üzülenlerin başına hep kötü şeyler gelir kendini çok seven insanların başına kötü şeyler gelme olasılığı azalır.
Ben çok yönlü olmayı çok seviyorum. Yaşam daha güzel oluyor daha çok keyif alacağım şeyler varsa gün dolu dolu geçer. Artık günler 24 saatten daha azmış gibi hissediliyor. Zaman yetmiyor insana. Dolu dolu yaşamasını bilene.
Karşılıklı aşk olması gerek. Evlilik ya da ilişkilerde duygu olmazsa beklentiler karşılanmaz.
Mantıktan ziyade duygularla ilerler güzel bir ilişki.
Ben bir ilişki koçuyum aynı zamanda bir ilişkide olmazsa olmazlar vardır. Güven, saygı, sevgi sadakat ve samimiyet. Herkes kendi değerini bilmeli ve karşısındakine de değer vermeli.
Şimdilik benden bu kadar. Bu harika dergiye röportaj verdiğim için çok şanslıyım.
Yeni kitaplarımla ve romanımla ilgili ilk röportajlarımı da sizle yapmaya kararlıyım.
Teşekkür etmek istediklerim var. Teşekkürü çok hak ediyorlar. Harika iki dergi sahibine ve editörlerine emeği geçen herkese… Ne güzel bir iş yapıyorsunuz. Yazmaya gönül verenlerin, sesi oluyorsunuz.
Sizleri tanımak çok güzel. Seviliyorsunuz. Sonsuz sevgi enerjisi sizi sarmalasın. Sonsuz şükran ve sevgiler sunuyorum. Bana bu keyfi yaşattığınız için sonsuz teşekkürler
777 Mucizeler bizimle olsun…
Değerli dergi sahibi Özcan uzun a sevgi ve saygılarımı iletiyorum
SEVGİLER, SAYGILAR, MUTLULUKLAR…




























